TP: Veri, Yapay Zekâ ve Empatiyle Şekillenen Yeni Nesil Hizmet Modeli

Müşteri deneyiminin yalnızca bir destek fonksiyonu olmanın ötesine geçerek markaların büyüme, güven ve sadakat stratejilerinin merkezine yerleştiği bir dönemde, TP (eski adıyla Teleperformance) bu dönüşümün en güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor. Yapay zekâyı, otomasyonu, veri analitiğini ve insan empatisini bir araya getiren yaklaşımıyla şirket, geleneksel hizmet anlayışını stratejik bir dönüşüm ortaklığına taşıyor. 90’dan fazla ülkede faaliyet gösteren TP, özellikle dijitalleşme, çok kanallı deneyim, veri güvenliği ve öngörüye dayalı müşteri etkileşimiyle şekillenen yeni döneme öncülük ederken GCC bölgesindeki büyüme vizyonuyla da dikkat çekiyor.
TP GCC Bölgesi CEO’su Mounir Hijazi ile müşteri deneyiminin geleceğini, eticaret ekosistemindeki değişimi ve insan odaklı teknolojinin iş dünyasına etkilerini konuştuk.
TP, müşteri deneyimi yönetiminde küresel bir lider. Şirketinizin kuruluşundan bugüne uzanan dönüşüm yolculuğunu nasıl özetlersiniz?
TP’nin yolculuğu, müşteri deneyiminin kendi içindeki daha geniş dönüşümü yansıtıyor. Şirket kurulduğunda sektörün odağı büyük ölçüde operasyonel verimlilik ve büyük ölçekli hizmet etkileşimlerinin yönetimiydi. Ancak zaman içinde müşterilerin ve vatandaşların beklentileri köklü biçimde değişti. Bugün hizmet artık yalnızca talepleri çözmekten ibaret değil. Güven ve uzun vadeli ilişkiler inşa eden akıllı, kesintisiz ve kişiselleştirilmiş deneyimler tasarlamakla ilgili.
TP olarak biz de bu değişimle birlikte evrildik. Geleneksel bir hizmet sunum modelinden, dünya genelinde hükümetler ve şirketler için stratejik bir dönüşüm ortağı olmaya geçtik. Bugünkü yaklaşımımız; yapay zekâ, otomasyon ve veri analitiği gibi ileri teknolojileri, her anlamlı etkileşimde vazgeçilmez olmaya devam eden insan empatisiyle birleştiriyor.
Bu felsefe, hizmetin geleceğine bakışımızın merkezinde yer alıyor. Teknoloji tek başına mükemmel deneyimleri tanımlayamaz. Gerçek dönüşüm, yapay zekâ duygusal zekâyla birleştiğinde gerçekleşir. Makinelerin verimliliğini insanların muhakemesi ve empatisiyle harmanlayarak kuruluşların daha hızlı, daha öngörücü ve son derece insani müşteri yolculukları tasarlamasına yardımcı oluyoruz.
- 90’dan fazla ülkede faaliyet gösteren bir kuruluş olarak küresel ölçek ile yerel uyum arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Küresel ölçekte faaliyet göstermek bir güçtür, ancak anlamlı bir müşteri deneyimi her zaman yerel anlayışla başlar. Her pazarın kendine özgü düzenleyici çerçeveleri, kültürel beklentileri, dilleri ve tüketici davranışları vardır. Bu faktörler insanların işletmelerle ve kamu hizmetleriyle nasıl etkileşim kurduğunu şekillendirir.
Bu nedenle yaklaşımımız, küresel yetkinlikler ile yerel uzmanlık arasındaki dengeye dayanıyor. Pazarlar genelinde uygulanabilecek tutarlı bir teknoloji platformu, operasyonel çerçeve ve veri zekâsı sunuyoruz. Aynı zamanda her ülkedeki ekiplerimiz, bu çözümlerin yerel müşterilerde gerçekten karşılık bulmasını sağlayan kültürel anlayışı ve bağlamsal bilgiyi getiriyor.
Bu model, her bölgenin ihtiyaçlarına duyarlı kalırken inovasyonu hızla ölçeklendirmemizi sağlıyor. Örneğin GCC gibi pazarlarda hükümetler ve şirketler iddialı dijital dönüşüm gündemleri izliyor. Küresel deneyimimizi güçlü bölgesel ortaklıklarla birleştirerek, çözümlerin ulusal önceliklerle ve müşteri beklentileriyle uyumlu kalmasını sağlarken inovasyonu hızlandırmaya yardımcı olabiliyoruz.
Müşteri deneyimi temel bir rekabet avantajına dönüştü. Sizce bu alanda şirketleri birbirinden ayıran en kritik faktör nedir?
Bugün müşteri deneyiminde başarılı olan şirketler, hizmetin artık bir destek fonksiyonu olmadığını anlayan şirketler. Hizmet; marka güvenini, sadakati ve uzun vadeli büyümeyi şekillendiren stratejik bir yetkinlik. En önemli farklılaştırıcı, müşteri verisini anlamlı içgörüye dönüştürebilme becerisi. Birçok kuruluş zaten büyük hacimlerde veri topluyor, ancak görece azı bu bilgiyi, müşteri ihtiyaçlarını ortaya çıkmadan önce öngören tahmine dayalı zekâya dönüştürüyor.
Kuruluşlar veri içgörüsünü akıllı otomasyon ve yetkin müşteri temsilcileriyle birleştirdiğinde, tepkisel değil sezgisel hissettiren deneyimler yaratıyor. Müşteriler bir işlem gibi ele alındıklarını değil, anlaşıldıklarını hissediyor. Gerçek rekabet avantajı, tepkisel hizmetten öngörüye dayalı etkileşime yapılan bu geçişte yatıyor.
- Dijital dönüşüm sürecinde yapay zekâ, otomasyon ve veri analitiği TP’nin hizmet modelini nasıl dönüştürdü?
Yapay zekâ ve ileri analitik, müşteri hizmetlerinin tasarlanma ve sunulma biçimini köklü şekilde değiştirdi. TP’de bu teknolojiler, geleneksel etkileşim yönetiminin ötesine geçerek tahmine dayalı zekâ üzerine kurulu bir modele ilerlememizi sağlıyor. Yapay zekâ, büyük hacimli etkileşim verilerini gerçek zamanlı olarak analiz etmemize ve kuruluşların müşteri ihtiyaçlarını öngörmesine, yolculukları kişiselleştirmesine ve sorunları daha verimli çözmesine yardımcı olan örüntüleri belirlememize olanak tanıyor. Otomasyon rutin süreçleri kolaylaştırarak müşteri temsilcilerinin empati ve muhakemenin vazgeçilmez olduğu karmaşık görüşmelere odaklanmasını sağlıyor.
Ancak önemli olan, teknolojinin nihai hedef değil, bir kolaylaştırıcı olarak kalması. Modelimiz yapay zekâyı insan uzmanlığıyla birleştirmeye odaklanıyor. Makineler hız ve ölçeği üstlenirken insanlar empati ve problem çözme yetkinliği sağladığında, kuruluşlar gerçekten etkili müşteri deneyimleri için gereken dengeyi yakalıyor.
- Müşteri deneyimi yönetimi eticaret şirketleri için neden daha da kritik hale geldi? Özellikle hızla büyüyen online markalarla nasıl bir iş birliği modeli izliyorsunuz?
Eticaret, tüketicilerin markalarla etkileşim biçimini köklü şekilde değiştirdi. Dijital ortam, sağlayıcı değiştirmenin önündeki birçok geleneksel engeli ortadan kaldırdı; bu da müşteri sadakatinin yalnızca ürünle değil, giderek daha fazla deneyimin kalitesiyle şekillendiği anlamına geliyor. Bu ortamda her etkileşim marka deneyiminin bir parçası haline geliyor. Müşteriler hızlı yanıtlar, kişiselleştirilmiş öneriler ve birden fazla kanalda kesintisiz destek bekliyor. Bu beklentiler karşılanmazsa hızla başka bir platforma geçiyorlar.
Eticaret şirketleriyle iş birliği modelimiz bu gerçeği yansıtıyor. Markalarla yakın çalışarak tek tek etkileşimleri yönetmek yerine uçtan uca müşteri yolculukları tasarlıyoruz. Bu, ürün keşfinden satın alma sonrası desteğe kadar her temas noktasının tutarlı ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmasını sağlamak için veri, teknoloji ve insan desteğini entegre etmeyi kapsıyor.
Çok kanallı müşteri deneyimi eticaret markaları için vazgeçilmez hale geldi. TP, online ve offline temas noktalarını nasıl entegre ediyor?
Bugün müşteriler dijital ve fiziksel ortamlar arasında akıcı biçimde geçiş yapıyor. Bir ürünü sosyal medyada keşfedebilir, web sitesinde araştırabilir, mobil uygulama üzerinden satın alabilir ve mesajlaşma platformları ya da sesli kanallar aracılığıyla destek isteyebilirler. Kuruluşların karşılaştığı zorluk, bu etkileşimlerin birbirinden kopuk olaylar yerine tek bir konuşmanın parçası gibi hissettirmesini sağlamak. TP olarak bunu, tüm müşteri temas noktalarını tek bir birleşik ekosistemde buluşturan entegre platformlar kurarak ele alıyoruz.
Bu yaklaşım sayesinde müşteri bilgileri ve etkileşim geçmişi kanallar arasında müşteriyle birlikte ilerliyor. Müşteri temsilcileri ve yapay zekâ sistemleri tüm bağlama hâkim oluyor ve böylece daha hızlı, daha kişiselleştirilmiş destek sunabiliyor. Sonuç, etkileşimin nerede gerçekleştiğinden bağımsız olarak kesintisiz, tutarlı ve sezgisel hissettiren bir deneyim.
- Ajan tabanlı yapay zekâ, sohbet robotları ve akıllı otomasyon sistemleri müşteri destek süreçlerini nasıl yeniden şekillendiriyor? İnsan dokunuşu ile teknoloji arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Akıllı otomasyon ve konuşma tabanlı yapay zekâ, kuruluşların müşteri etkileşimlerini özellikle büyük ölçekte yönetme biçimini dönüştürüyor. Sohbet robotları ve ajan tabanlı yapay zekâ sistemleri gibi teknolojiler rutin talepleri anında yöneterek müşterilere hemen yanıt veriyor ve operasyonel sürtünmeyi önemli ölçüde azaltıyor. Ancak amaç, insan unsurunu müşteri hizmetlerinden çıkarmak değil. En etkili model, teknolojinin insan yetkinliğinin yerini almak yerine onu güçlendirdiği model.
TP’de bu yaklaşımı yapay zekâyı duygusal zekâyla birleştirmek olarak tanımlıyoruz. Yapay zekâ hız, tutarlılık ve analitik içgörü sağlıyor. Müşteri temsilcileri ise empati, bağlamsal anlayış ve karmaşık karar alma becerisi getiriyor. Bu yetkinlikler birlikte çalıştığında kuruluşlar hem verimli hem de gerçekten insani deneyimler sunabiliyor.
- Veri güvenliği ve regülasyonlar, eticaret ve finansal teknoloji sektörlerinde özellikle kritik. Bu alanda nasıl bir altyapı ve risk yönetimi stratejisi uyguluyorsunuz?
Dijital ekonomide güven, kuruluşların veriyi ne kadar sorumlu yönettiği üzerine inşa edilir. Müşteriler bilgilerinin nasıl kullanıldığının giderek daha fazla farkında ve dijital hizmetlerle etkileşime girme istekleri, verilerinin korunduğuna duydukları güvene bağlı. Bu nedenle veri güvenliği, sistemlere en başından itibaren tasarım aşamasında yerleştirilmeli. Yaklaşımımız, tasarımdan itibaren gizlilik ilkesine odaklanıyor; böylece güvenlik, uyum ve etik veri yönetimi hizmet sunumunun her aşamasına yerleştiriliyor.
Bu; uluslararası düzenlemelere ve bölgesel standartlara uyumu sağlamak için sağlam bir altyapıyı, sıkı yönetişim çerçevelerini ve sürekli izlemeyi kapsıyor. Aynı zamanda kuruluşlar, verilerin nasıl kullanıldığı konusunda müşterilere karşı şeffaf olmalı. Güvenlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik dijital sistemlere yerleştirildiğinde kuruluşlar hem dayanıklılıklarını hem de müşteri güvenini güçlendirir.
- Önümüzdeki beş yılda müşteri deneyiminde ve eticaret ekosisteminde en büyük dönüşümün nerede yaşanacağını öngörüyorsunuz?
Dönüşümün bir sonraki aşaması, hizmette insan odaklı bir yaklaşımı korurken akıllı sistemleri hızla ölçeklendirebilme becerisiyle tanımlanacak. Yapay zekâ giderek münferit uygulamalardan, tüm işletme genelinde veriyi, otomasyonu ve müşteri içgörüsünü birbirine bağlayan tam entegre ekosistemlere geçecek. Başarılı olacak kuruluşlar, bu yetkinlikleri hızla ölçeklendirebilen ve deneysel pilot projeleri kurum geneline yayılan platformlara dönüştürebilenler olacak. Aynı zamanda müşteriler daha kişisel ve sezgisel hissettiren deneyimler bekleyecek. Öngörüye dayalı etkileşim, gerçek zamanlı kişiselleştirme ve kesintisiz çok kanallı yolculuklar istisna değil, standart haline gelecek.
- CEO’lara tek bir mesaj iletecek olsaydınız, dijitalleşme ve müşteri deneyimi yatırımları konusunda ne tavsiye ederdiniz?
Dijital dönüşüm hiçbir zaman yalnızca bir teknoloji girişimi olarak görülmemeli. Özünde bir liderlik meselesi. Teknoloji güçlü araçlar sunabilir, ancak gerçek dönüşüm liderler teknolojiyi, insanları ve kültürü ortak bir vizyon etrafında hizaladığında gerçekleşir. Bu, yalnızca dijital altyapıya değil, bu teknolojilerin sorumlu biçimde çalışması için gereken becerilere, yönetişime ve kurumsal zihniyete de yatırım yapmak anlamına geliyor. CEO’lar için asıl soru yapay zekânın ya da otomasyonun benimsenip benimsenmeyeceği değil. Asıl soru, bu yetkinliklerin güveni güçlendiren, çalışanları yetkin kılan ve müşteriler için anlamlı deneyimler yaratan bir şekilde nasıl entegre edileceği. Dijital dönüşüme bu dengeyle yaklaşan kuruluşlar, müşteri deneyiminin yeni dönemini tanımlayanlar olacak.
TP (Teleperformance) TP (Teleperformance) TP (Teleperformance) TP (Teleperformance) TP (Teleperformance) TP (Teleperformance)
İlgili konular
Yazar hakkında
Uğur Gürbes
Şubat 2026 tarihinden bu yana WORLDEF’te 261 haber.
Yazarın diğer haberleri →Ticaretin haftalık gündemi, rakiplerinizden önce.
Ocak 2025’ten bu yana yayımlanan 1.458 haber, üç bültende özetleniyor. İstediklerinizi seçin.



